Müslim Sarı: “Günde 11 Milyar Lira Faiz Ödeyen İktidar, Emekliye Yüzde 70 Zammı Vermek Zorundadır!”

28.10.2026

Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Müslim Sarı:

- “Geniş tabanlı işsizlik %31,2’ye ulaştı; çalışabilir çağdaki her üç kişiden biri işsiz. Türkiye 2040’ta kapanacak demografik fırsat penceresini kaçırma riskiyle karşı karşıya.”

- “İktidarın 2027 emekli vaadi açık bir seçim bütçesidir. En düşük emekli maaşı 1 Ocak’tan itibaren %70 zamla en az 40.000 TL olmalıdır.”

- “Günde 11 milyar lira faiz ödeyen bütçede emekliye kaynak vardır. İki maaş ikramiyeyi nasıl getirdiysek, emekliyi açlık sınırından kurtarmayı da kabul ettireceğiz.”

- “Mekke Anlaşması’nın 10 yıllık ayrılma kısıtlaması gibi risklerine rağmen Doğu Akdeniz-Hint Okyanusu koridorunda Türkiye’nin ulusal çıkarlarına hizmet ettiği için ‘Evet’ oyu verdik.”

- “Kurultay takviminde başlangıç tarihi hukuki tartışmalara mahal vermemek için 15 gün sarkıtılmıştır; il ve ilçe kongrelerinin bitiş takviminde değişiklik yoktur.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Müslim Sarı, CHP Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısının ardından basın toplantısı düzenledi. Konuşmasına yarın kutlanacak olan Cumhuriyetin 103. kuruluş yıl dönümünü tebrik ederek başlayan Sarı; Türkiye’deki yapısal işsizlik sorunundan emekli maşlarına yapılması gereken zam teklifine, fon vurgunundan TBMM’de kabul edilen Mekke Anlaşması’na, Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’nden CHP kurultay takvimine kadar gündemdeki tüm başlıklarda partinin değerlendirmelerini ve basın mensuplarının sorularına verdiği yanıtları aktardı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Müslim Sarı’nın açıklamaları şu şekildedir:


Evet, sayın basın mensupları, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yine bir MYK sonrası, MYK'mızın gündeminde olan konularla ilgili, buradaki değerlendirmeler ve tartışmalarla ilgili sizleri bilgilendirmek üzere huzurlarınızdayım. Bildiğiniz üzere yarın Cumhuriyetimizin kuruluş yıl dönümü, 103. yılımız. Aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi için de 103. yıl; devlet kurmuş, ulus inşa etmiş bir parti olarak, Cumhuriyetten önce kurulan ve Cumhuriyeti kuran kadroları geçmişte bağrında taşımış bir parti olarak Cumhuriyetin 103. yılında büyük gurur duyduğumuzu ve büyük gururla Cumhuriyetimizin 103. yılını kutlayacağımızı belirtmek isterim. Bizler de Cumhuriyet Halk Partisi olarak gerekli kutlamaları, gerekli etkinlikleri hem yurt genelinde hem de Cumhuriyet Halk Partisi örgütlerinde coşkuyla gerçekleştireceğiz. Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.

Bildiğiniz üzere yine her MYK toplantısında aynı sistematiğe uygun olarak hem ekonomiye ilişkin hem dış politikaya ilişkin hem de parti gündemine ilişkin değerlendirmeler yapıyoruz. Bu değerlendirmeleri de sizlerle paylaşıyoruz.

“HER ÜÇ KİŞİDEN BİRİ İŞSİZ, DEMOGRAFİK FIRSAT PENCERESİNİ KAÇIRIYORUZ”

Bildiğiniz üzere bu haftanın ekonomi konusunda önemli birkaç tane başlığı var. Bunlardan biri işsizlik rakamları. Eylül ayı işsizlik rakamları geçtiğimiz günlerde açıklandı. İşsizliğin yapısal sorunlarını bir kere daha teyit eden rakamlar oldu bunlar. Rakama baktığımız zaman, manşet işsizliğe baktığımız zaman Ağustos ayına göre kısmi bir işsizlik artışı olduğunu görüyoruz. Eylül ayı işsizlik rakamı %8,4, işsiz sayısı da 2 milyon 967 bin. Yaklaşık 200 bin kişinin daha Ağustos ayından Eylül ayına geçerken işsizlik ordusuna katıldığını görmüş olduk.

Ancak rakamların gerçekte böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Yani gündelik hayatımızın içinde de bunları teyit etme şansı, bunlarla karşılaşma şansımız var. Hepimiz bunları görüyoruz, değerlendiriyoruz. Zaten işsizlik rakamlarının ne kadar doğru rakamlar olmadığına ilişkin TÜİK de zaman içinde kanaat getirdi ki özellikle muhalefetin ısrarlı değerlendirmelerine, toplumsal baskıların sonucu olarak da geniş tabanlı işsizlik rakamlarını açıklamak zorunda kaldı. Geniş tabanlı işsizlik rakamlarında rakamın %31,2 olduğunu görüyoruz. Yani aslında çalışabilir çağda olan her üç kişiden birinin işsiz olduğu bir işsizlik manzarasıyla karşı karşıyayız.

Şimdi şöyle düşünelim arkadaşlar: Türkiye'de 32 milyon 445 bin istihdam var. Oysa Türkiye'de çalışabilir çağda olan nüfusun bunun iki katı olduğunu biliyoruz. Yani 15 yaş ile 64 yaş arasında çalışabilir çağda olan nüfusa göre bir değerlendirme yaptığımızda Türkiye ekonomisinin sadece bunun yarısına, hatta yarısından azına iş verebildiğini görüyoruz. Diyeceksiniz ki: "Ne var bunda? Yani işsizlik oranı %8,4… 3 milyon işsiz var. Ne olacak ki istihdam yarı yarıya olsa?" Şimdi biz işsizliği nasıl ölçüyoruz? Şöyle ölçüyoruz: Anketörler gidiyor eve kapıyı tıklıyorlar. Diyorlar ki "Biz TÜİK'ten geldik. Peki evinizde çalışmayan insan var mı?" "Evet var." "Peki iş arıyor mu?" "Hayır aramıyor." İş aramadığı için biz bunu istihdamın dışında tutuyoruz. Peki niye iş aramıyor? Çünkü iş bulacağına ilişkin ümidi yok! Dolayısıyla gerçek istihdam rakamlarının bunun çok ötesinde, işsizlik rakamlarının bunun çok ötesinde olduğunu zaten biliyoruz. Geniş tabanlı işsizlik rakamlarında da bunun kısmen var olduğunu görüyoruz.

Ama burada daha radikal, daha yapısal ve daha büyük bir sorun var. Şimdi genç ülkelerde —nispeten genç olan ülkelerde ki Türkiye aslında Avrupa Birliği ülkeleriyle karşılaştırdığımız zaman nispeten genç sayılabilen bir ülkedir— en önemli varlığınız aslında insan kaynağınızdır. Ve siz insan kaynağınızı istihdamın dışında tutarak, değerlendirmeyerek, istihdam oranlarını düşük tutarak aslında demografik fırsat penceresinin size verdiği olanaklardan yararlanmamış oluyorsunuz. Bakın bu çok önemli bir yapısal problem. Biz genellikle işsizlik oranlarını tartışıyoruz. Genellikle işsiz sayısını tartışıyoruz; dar tabanlı ya da geniş tabanlı. Ancak istihdam oranları belki bundan çok daha önemli bir kriter, çok daha önemli bir değerlendirme.

Türkiye 2040'tan itibaren demografik fırsat penceresi kapanacak bir ülkedir. Yani bizim aslında şurada 15 yıllık bir zamanımız var ve bu 15 yıllık zaman içinde en değerli kaynağımız olan insan kaynağımızı sürecin içine, üretim sürecinin içine katamaz isek bir müddet sonra demografik fırsat penceresi kapanacak olan bir ülke için gelişmiş ve müreffeh ülkeleri yakalayabilecek olanaklardan uzak kalacağız. Dolayısıyla bizim istihdam oranımızı bir an önce yukarıya çıkartmamız, nitelikli iş gücüne yeni alanlar açmamız büyük bir zorunluluktur.

İş gücüne katılım oranı Türkiye'de sadece %52. Kadınlarda bu oranın çok daha düşük olduğunu biliyoruz, görüyoruz. Yine manşet enflasyonu açısından önemli bir kırılma: Kadınlardaki işsizlik oranı bir önceki aya göre erkeklerdeki işsizlik oranından çok daha hızlı artmış. Yani işsizlik genel olarak 0,5 puan artarken kadınlarda 1,1 puan artmış. Dolayısıyla kadın işsizliği önemli bir işsizlik olarak karşımıza çıkıyor. İstihdam rakamlarının bize söylediği şey bu. İstihdam rakamlarının, işsizlik rakamlarının bize söylediği tek şey; manşet işsizlik oranı değil, işsiz insan sayısı değil; ülkenin insan kaynağını kullanamadığı, istihdam oranının ve iş gücüne katılım oranının çok düşük kaldığı, neredeyse OECD ülkeleri içindeki en geri sırada bir ülke olarak demografik fırsat penceresinin verdiği altın 10 yılı değerlendiremeyecek bir Türkiye ile karşı karşıya olduğumuzdur.

Bu niye önemli? Bu şu açıdan önemli: Bakın Avrupa Birliği'nde kişi başına gelir ortalaması kabaca 45 bin dolar civarında. Türkiye'de önümüzdeki yıl ulusal paranın değer kazanması sebebiyle bunun yarısına kadar ulaşmış olacağız. Yani biz Avrupa Birliği ortalamasının yarısına ulaşabilmiş bir ülkeyiz ve önümüzdeki 10-15 yılda ne kadar hızlı büyürsek —kabaca biz %4-5 büyüdüğümüzde Avrupa Birliği'nin %12 büyüdüğünü varsaydığımızda— bu aradaki farkı 10 yılda, 15 yılda ne kadar kapatabilirsek o kadar kapatacağız. Çünkü 10 yıl sonra Türkiye'nin büyüme ortalamaları %3'lere düşecek, 20 yıl sonra %2'lere düşecek. Son 15 yıl! Bu son 15 yılı çok iyi değerlendirmek zorunda Türkiye ve bunun için de istihdam politikalarına dönüp yeniden bakma zorunluluğu içinde.

“EMEKLİYE %70 ZAM TEKLİF EDİYORUZ: EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI 40 BİN LİRA OLMALIDIR!”

Yine güncel bir konu: Bizim hep öteden beri dikkat çektiğimiz ancak AKP'nin bir türlü görmezden geldiği emekliler meselesi. Şimdi AKP emeklilerin durumunu nihayet duymaya başladı. Son 4 yılda, 5 yılda emeklilerin içinde bulunduğu durumu, açlık sınırının altında ücrete mahkûm edilmiş olan emeklilerin bütün haykırışlarını dile getirmiş olmamıza rağmen buna kulak tıkayan AKP, ne hikmetse Cumhurbaşkanı Yardımcısının açıklamalarından anladığımız üzere, 2027 yılından itibaren bu çığlığı duymaya başladı! Dolayısıyla buradan önce şunu sormak gerekir: Hayırdır? Seçim mi var?

Bunun bir seçim çalışması olduğu son derece açıktır. Ben burada önümüzdeki yıl bütçesine ilişkin değerlendirmelerde bulunurken 2027 bütçesinin aslında bir seçim bütçesi olduğunu, buna göre kurgulandığını, transfer harcamaları kaleminin enflasyonun iki katı üzerinde arttırıldığını söylemiştim. Sayın Cevdet Yılmaz bunu teyit etmiş oldu dün ve evvelsi gün yapmış olduğu açıklamalarla. Dolayısıyla emeklilere hedef enflasyonun üzerinde bir maaş zammı yapılacağına ilişkin bütçe olanaklarının olduğunu ve bütçenin bu şekilde kurulduğunu söyledi.

Biz emekliler açısından bunu sevinçli buluyoruz, bu haberi doğru buluyoruz. Ancak bunun yine yetersiz kalacağına ilişkin değerlendirmelerimiz var. Bizim teklifimiz son derece açıktır. Bakın Cevdet Yılmaz bütçe olanaklarının hedef enflasyonun üzerinde emekliye kaynak vermek, ücret vermek üzere kurgulandığını söylüyor. Ancak bu emekliyi açlık sınırının altından üstüne çıkartamayacak. Bugün 37 bin 800 TL civarında olan açlık sınırına karşın 23 bin 552 lira emekli maaşı alan ve bu maaşla ay sonunu getirmek isteyen milyonlarca emekli var. Bu emeklinin, bu aylığının açlık sınırının üzerine çıkartılması bizim teklifimizdir. Hazır emekliler masaya yatırılacakken, hazır ücret düzenlemeleri yapılacakken teklifimizin göz önünde bulundurulmasını istiyoruz.

Bizim teklifimiz şu: En düşük emekli aylığının Eylül ayı için —bu ay için, yani Eylül ayı rakamları açısından söylüyorum— 37 bin 800 liraya, bu düzenleme 1 Ocak'tan itibaren yürürlüğe gireceği için ya da en azından öyle öngördüğümüz için, 1 Ocak tarihi geldiğinde açlık sınırı daha da birkaç ay yukarı çıkacağı için bu rakamın en az 40 bin TL seviyesinde olmasını Cumhuriyet Halk Partisi olarak öneriyoruz. Yani 23 bin 552 lira olan en düşük emekli maaşının 1 Ocak'tan itibaren %70 oranında arttırılarak 40 bin liranın üzerine çıkartılmasını ve ülkede hiç kimsenin maaşının açlık sınırı altında kalmamasını biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak öneriyoruz.

Bu politikamızın adı "Sıfır Açlık Politikası"dır. Gelirler politikasının buna göre oluşturulması gerektiğine inanıyoruz. Dolayısıyla 23 bin liranın üzerinde maaş alan emeklilerin de buna paralel biçimde bütün ücretlerine %70'in üzerinde zam yapılmasını öneriyoruz. Yani en düşük emekli maaşını 23 bin liradan 40 bin liraya çıkartırken %70 nasıl zam yapıyorsak, 23 bin liranın üzerindeki emekli maaşlarının da %70 oranında buna paralel biçimde zamlandırılması gerektiğine inanıyoruz.

“BASIN TOPLANTISI SÜRESİNCE 45 MİLYON LİRA FAİZ ÖDÜYORUZ, KAYNAK VAR!”

Şimdi biz bunu söylediğimizde bir koro halinde bize diyecekler ki: "Kaynak yok! Kaynak nerede?" Kaynak var arkadaşlar! Ülkelerin bütçeleri siyasal tercihlerini de gösterir. Bütçede hangi kalemlere, ödeneklere kaynak ayırdığınız, hangi harcamaları yapacağınız ve yaptığınız bu harcamalardan hangi toplumsal kesimlerin yararlanacağı, kimden ne kadar vergi alacağınız... Bütün bunların hepsi aslında sizin siyasal tercihlerinizdir. Dolayısıyla AKP iktidarının emekliden yana, dar gelirliden yana, memurdan ve işçiden yana bir siyasal tercih yapmadığını görüyoruz.

Şimdi bunu söylediğimiz zaman "Kaynak yok" diyorlar. Kaynak var! Bakınız biz geçen sefer yapmış olduğumuz basın toplantısında da bunu açıkça dile getirmiştik: Bu basın toplantısı kabaca 40-45 dakika sürüyor. Basın toplantısının başladığı saatten bittiği saate kadar tamı tamına 45 milyon lira faiz ödüyoruz biz! Yani bir günde 11 milyar lira faiz ödüyoruz arkadaşlar! Bir günde 11 milyar lirayı faize kaynak ayıran bir bütçe, kendi emeklisini açlık sınırının üzerinde tutacak kaynağı da bulur! Yeter ki siyasal tercihlerini yapsın.

Geçmişte biz emeklilere iki maaş ikramiye verilmesi konusundaki siyasetimizi de politikamızı da gündeme getirdiğimizde "Kaynak yok, nereden çıktı bu, kaynak nereden bulacağız?" demişlerdi ama bunu yapmak zorunda kaldılar. AKP'ye en büyük tokadı emeklilerin attığını görüyorlar. Dolayısıyla emekliyi hatırladılar seçim öncesinde.

Ben buradan bütün emekli vatandaşlarımıza sesleniyorum: Sizin haklarınızı, hukukunuzu Cumhuriyet Halk Partisi savunuyor. Cumhuriyet Halk Partisi'nin ittirmesiyle, Cumhuriyet Halk Partisi'nin önerileriyle, Cumhuriyet Halk Partisi'nin haykırışıyla AKP bazı şeyleri vermek zorunda kalıyor. Önümüzdeki yıl seçim yılı. Seçim yılı olunca AKP emekliyi hatırlamaya başladı. Ancak yine bizim ileri sürdüğümüz teklifleri karşılamayacaklar, hep beraber göreceğiz. Biz emekliye %70 zam istiyoruz, en düşük emekli maaşının en az 40 bin TL olmasını istiyoruz. Şimdi televizyonlarda tartışmalar yapılıyor, senaryolar var. Teklifin içeriğini henüz bilmiyoruz ama senaryolarda "%10 mu zam yapalım, %20 mi zam yapalım, işte enflasyon farkı ne kadar olsun, beklenen enflasyon ne kadar olsun?" gibi birtakım tartışmalar yapılıyor. Dolayısıyla eninde sonunda göreceğiz ki biz emekli için önerdiğimiz %70 zammın yarısına bile ulaşamayacak AKP. Dolayısıyla biz emeklinin yanındayız, önümüzdeki yılda emeklinin bu haklarını sonuna kadar savunma konusunda ekstra çaba göstereceğiz.

“FON VURGUNU SADECE TASFİYE İLE ÇÖZÜLEMEZ, ÖRGÜTLÜ SUÇ KAPSAMINA ALINMALIDIR”

Yine bu haftanın değişmez konularından biri biliyorsunuz fon; fona ilişkin düzenlemeler. Ben her basın toplantısında söylüyorum, bugün de söyleyeceğim; bıkmadan ve usanmadan söyleyeceğim: Asrın vurgununu, bu fon vurgununu sadece ve sadece manipülasyon yaptığı iddia edilen kişilere ilişkin kovuşturmalarla ya da bu kişilerin içinde bulunduğu fonları tasfiyeyle ya da bu tasfiye edilen fonlardaki rakamların ilgili hak sahiplerine ödenmesini sağlayacak mekanizmaları konuşarak çözemezsiniz. Bu konunun kurumsal sorumluluğu, bu konunun siyasal sorumluluğu ortaya çıkartılmadan buradan ilerlemeniz mümkün değildir. Hâlâ AKP'nin havanda su dövdüğünü görüyoruz burada.

Burada asla ve kat’a kamu kaynağı kullanılmadan ve bütün bu sürecin içinde bulunan siyasilerin, kurumsal kurumların, kurum yöneticilerinin ve tabii ki manipülasyon yapanların, hepsinin örgütlü suçlar kapsamında değerlendirilmesi ve örgütlü suçlar kapsamına alınmasını biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak öneriyoruz ve yakından takip ediyoruz.

“MEKKE ANLAŞMASI’NIN RİSKLERİNİ KAYIT ALTINA ALDIK AMA ULUSAL ÇIKARLARIMIZ İÇİN ‘EVET’ DEDİK”

Şimdi dış politika açısından da bildiğiniz üzere bu haftanın en önemli gündem maddesi Mekke Anlaşması'ydı. Mekke Anlaşması Dışilişkiler Komisyonu'nda kabul edildi ve Genel Kurul aşamasına geldi. Bizim ısrarla Cumhuriyet Halk Partisi olarak talebimiz, bunun fiilî bir durum oluşmasını engellemek için mutlaka yasal zemine kavuşturulmasıydı. Bu konuda geç de olsa bir adım atılmış olduğunu görüyoruz. Ancak kamuoyunda Cumhuriyet Halk Partisi'nin Mekke Anlaşması'na ilişkin tutumunun tam olarak anlaşılamadığını da değerlendiriyoruz. Dolayısıyla bu meselenin altını burada, MYK'mızda olduğu gibi bir kere daha çizme gereği duyuyorum.

Şimdi sevgili basın mensupları, dünyanın yeniden kurulduğu, kendi coğrafyamızda dış politikaya ilişkin stratejik, jeostratejik gelişmelerin yeniden ele alındığı bir zamandayız. Çok açıktır ki bu zamanda içinde yaşadığımız coğrafya büyük devletlerin politikaları açısından çok önem arz ediyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin Asya-Pasifik stratejisi çerçevesi içinde bu bölgeden çekiliyor olmasının; Türkiye Cumhuriyeti gibi tarihsel kökleri olan, imparatorluk ardılı bir devlet olarak, ciddi bir stratejik derinliğe sahip olan bir devlet olarak bu beş deniz ülkesinde —hep söylüyorum— inanılmaz jeopolitik alanlar açtığını hep söylüyorum. Bu bir yandan güvenlik sorunu yaratmakta, riskler oluşturmakta ama öte yandan ortaya çıkan bu boşlukların Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal menfaatleri çerçevesinde doldurulabilmesi için inanılmaz fırsatlar da oluşturmaktadır. Biz muhalefet olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin 2. yüzyılında bu boşlukları, bu jeopolitik boşlukları doldurabilecek şekilde yeniden konumlanmasının önemli olduğunu değerlendiriyoruz ve kendi çevremizdeki bütün gelişmelere bütüncül çerçevede bakıyoruz.

Bakın son bir aydaki gelişmeleri ele aldığımızda, hatta son bir ay bile değil son iki haftaki gelişmelere baktığımızda: Libya ile imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması, Mekke Anlaşması ve bu Mekke Anlaşması'nın parlamentoya getirilmesi —ki savunma anlaşması— öte yandan Bedir Mutabakatı —işte burada Endonezya, Katar, Pakistan ve Türkiye var— bütün bunları birlikte değerlendirdiğimizde, bir arada değerlendirdiğimizde Doğu Akdeniz'den Süveyş'e, Kızıldeniz'den Hint Okyanusu'na kadar bir güvenlik ve bir deniz hattı koridorunun oluşturulduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti'nin de bu koridorda çok önemli bir yer edindiğini görüyoruz. Dolayısıyla bizim Mekke Anlaşması'na bakışımız bu bütüncül jeopolitik alanın doldurulması ile ilgilidir. Bunu ulusal çıkarlarımıza uygun olarak değerlendiriyoruz.

Elbette bu şu demek değil: Bu anlaşmanın riskleri yok mu? Bu anlaşmanın riskleri de var. Bu anlaşmanın riskleri konusunda da biz muhalefet olarak iktidarı uyarıyoruz. Bu konuyu da kayıt altına aldık. Hem burada yapmış olduğumuz basın toplantılarında hem parlamentoda bunlar konuşulurken, tartışılırken bu anlaşmanın Türkiye'yi sıcak bir çatışmanın içine sokma riski vardır. Özellikle Suudi Arabistan-Husi gerginliği bakımından bu önemlidir, bu kritik bir noktaya ulaşmaktadır. Bunu minimize edecek mekanizmaları konuşmak, tasarlamak gerekir.

Elbette ki bu anlaşmanın tarafları olan ülkelerle ilgili güvenlik tehditleri ve algıları muğlaktır, öncelikleri farklıdır. Bu bir NATO anlaşması gibi bir anlaşma değildir. Dolayısıyla buradaki muğlaklıkların ve öncelik farklılıklarının da farkındayız. Bu anlaşma saldırı halinde otomatik olarak mı işleyecek yoksa iç hukukta bazı anayasal durumlar devreye girecek mi? Bu konu da muğlaktır. Biz muğlak olan bütün bu konuları kamuoyunun önünde tartışmaya, aynı zamanda parlamento zemininde tartışmaya ve eksik bulduğumuz bütün bu yönlerin tamamlanması ve bütün bu yönleriyle ilgili açıklama yapılmasını istiyoruz. Bunların hepsini kayıt altına alıyoruz.

Tehdit ve saldırı konusunda muğlaklık vardır, bunu yine söyledik. Herhangi bir devlete, bir devlet saldırısı olduğunda mı yoksa vekil güçler arasında ortaya çıkan çatışmada da bu anlaşma devreye girecek mi? Bu konu muğlaktır, bunu netleştirmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ve çok önemlisi: Bu anlaşmadan ayrılma hakkının 10 yıl boyunca sınırlandırılmış olması da ulusal egemenliğe aykırıdır. 10 yılda çok ciddi jeopolitik gelişmeler olur, ülkede siyasal gelişmeler olur, rejimler değişir. Dolayısıyla bu egemenlik hakkına aykırıdır.

Şimdi biz bu risklerin hepsini söyledik, hepsini söylüyoruz, eleştirilerimizi yapıyoruz. Ancak bu Mekke Anlaşması'nın ve Mekke Anlaşması'nın içinde yer aldığı bir konseptin bu bölgede ortaya çıkacak jeopolitik boşluklar açısından, Türkiye'nin bu boşluğu doldurabilmesi açısından, ulusal menfaatlerine aykırı bir anlaşma olduğu anlamına gelmiyor. O yüzden biz bütün bu eleştirilerimize rağmen, bütün bu risklerimize işaret etmiş olmamıza rağmen Mekke Anlaşması'na "Evet" oyu vermiş bulunuyoruz. Genel Kurul aşamasında da yine bu değerlendirmeyi yapacağız.

“TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI ZİRVESİ VE ORTA KORİDOR STRATEJİK ÖNEME SAHİPTİR”

Yine burada bu hafta biliyorsunuz yarın ve öbür gün ama esas olarak 30 Ekim günü Ankara'da Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi gerçekleştirilecek. Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ni de biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak kendi bu jeopolitik sistem içinde önemli bulduğumuzu, Türk soydaşlarımızla ilişkilerimizin geliştirilmesi, iktisadi ve siyasi ilişkilerimizin geliştirilmesi bakımından önemli bir platform olduğunu değerlendiriyoruz. Özellikle 2040 vizyonu —Türk dünyasının 2040 vizyonuna uygun bir biçimde— iş birliği olanaklarının bu soydaş devletlerle geliştirilmesinin önemli olduğunu değerlendiriyoruz.

Bu özellikle bu büyük jeopolitik için, yine daha önce ifade ettiğim gibi, Türkiye'nin jeopolitiği içerisinde, Türk jeopolitiği içerisinde Orta Asya'nın son derece önemli olduğunu, Türk dünyasının son derece önemli olduğunu işaret etmek isterim yeniden. Özellikle Orta Koridor —yani İpek Yolu Projesi çerçevesinde, Kuşak-Yol Projesi çerçevesinde Orta Koridor'un önemini— bu Türk dünyasıyla ilişkiler bakımından ve özellikle iktisadi, ticari ilişkiler bakımından son derece önemli olduğunu değerlendirmek isteriz.

Yani buralara ideolojik angajmanlarla bakmak yerine partiler üstü, siyaset üstü bir çerçevede Türkiye Cumhuriyeti'nin jeopolitik derinliğini gören, anlayan, siyasal boşluklarını, kendi etrafında ortaya çıkan boşlukları tamamlayan bir çerçevede sorumlu muhalefet anlayışı içinde yaklaştığımızı bir kere daha dile getirmek isterim.

Biraz yine uzadı basın toplantımız. Ben şimdilik burada sözlerime son vereyim ama sizlerin sorularına —hem gündeme ilişkin hem bu anlattığım konular çerçevesinde— sorularınıza mümkün olduğu kadar cevap vermeye çalışayım. Buyurun.

Soru- Bugün normal şartlarda kurultay takviminde üye listelerinin askıya çıkması öngörülüyordu. Ancak bazı duyumlar var bu sürecin ertelendiğine dair. Doğru mu? Doğruysa sebebi nedir?

Müslim Sarı- Şimdi şöyle arkadaşlar… Bildiğiniz üzere biz bir kurultay takvimi ilan ettik. Sizin de işaret ettiğiniz gibi bu kurultay takviminin başlangıç günü bugün. Yani üye listelerinin askıya çıktığı gün. Ancak şöyle de bir şey var: Son günü de 14 Şubat. 14 Şubat tarihinde biz il ve ilçe kongrelerimizi tamamlayıp Parti Meclisimizi toplayarak bir kurultay tarihi belirleyeceğiz. Böyle bir takvimimiz var bizim.

Ancak bildiğiniz üzere bizim bu kurultay ve kongre süreçlerine ilişkin bir tedbir kararı var. Bu tedbir kararının geri çekilmesi sürecini de yaşadık geçmişte. Bu geri çekilme süreci henüz netleşmediği için ve tamamlanmadığı için bir hukuki tartışmaya yer vermemek üzere sadece başlangıç tarihini 15 gün sarkıtmış olduk. Biz bu 15 gün içinde mahkemenin karar vereceğini değerlendiriyoruz. Bence bir hukuki tartışma yoktur, hukuki bir ihtilaf yoktur. Dolayısıyla bugün de bu yapılabilir. Ama bazı hukukçular mahkeme kararı kesinleşmeden üye listelerinin askıya çıkartılmasının gereksiz bir hukuki tartışmaya yol açabileceğini değerlendirdiler. Biz de buna girmemek üzere 15 gün ertelemiş olduk.

Ancak il kongreleri ve ilçe kongreleri ile ilgili ilan ettiğimiz takvimde bir değişiklik yok. Sadece süreci daraltmış olduk. Yani biraz daha zamana yayılan süreci biraz daraltmış olduk, başlangıç süresini 15 gün ertelemiş olduk. Yani asıl takvimde bir farklılık ve bir değişiklik söz konusu değil.

Soru- Müslim Bey, şimdi Kemal Bey iki tane açıklama yaptı erken seçimle ilgili. İkisi de çok tartışıldı. Cumhuriyet Halk Partisi'nin erken seçime yaklaşımı nedir? 2028'in Mart, Nisan ayında yapılacak bir seçimi erken seçim olarak görüyor musunuz?

Müslim Sarı- Evet. Yani bu konuda defaatle açıklamalar da yaptık ama bir kafa karışıklığı oluşmuşsa bunu gidermek açısından şunu bir kere daha söyleyeyim. Biz 2028 yılına sarkmış bir seçimi erken seçim olarak görmüyoruz. Yani son bir ay kala, son 2 hafta kala, son 2 ay kala yapılan seçim bizim nazarımızda bir erken seçim değildir ve bizim desteklediğimiz bir şey değildir.

Ancak Sayın Genel Başkanın ifade ettiği şey şudur: Muhalefet partisi olarak ne zaman erken seçim yapılırsa yapılsın ondan kaçmayız. Yani onu kastediyor Sayın Genel Başkan. 1 ay kala da yapıldığı zaman biz kaçmayacağız, 2 ay kala yapıldığı zaman kaçmayacağız, 1 yıl kala yapıldığı zaman da kaçmayacağız. Orada Sayın Genel Başkanın vurgulamak istediği o nokta biraz yanlış anlaşılmaya neden oldu. Bizim 2028 yılı içinde yapılmış olan bir erken seçimi erken seçim kabul etmediğimizden desteklememiz söz konusu değildir.

Soru- Ben şu son noktalarda Cumhurbaşkanı adayının belli olduğu açıklamaları var. Sayın Gürsel Tekin de geçtiğimiz günlerde basın mensuplarıyla toplantı yaptığında 'Adayınız belli' dedi. Bununla ilgili bazı söylemler ve iddialar da var; profesyonel bir siyasetçi olmadığı, halkın içinden olduğu profiline göre... Bu konuda belli mi, neler söylersiniz? Bir diğer taraftan da 'mutlak butlan' ile ilgili olası bir onay kararında Özgür Özel'in fotoğrafının buradan tamamen kaldırılacağı da iddia ediliyor. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir? Teşekkür ederim.

Müslim Sarı- Şimdi Cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilgili bir değerlendirmemiz yok Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Yani Cumhuriyet Halk Partisi'nin yetkili kurullarında aday profili, adayın kim olduğu, kimler olabileceğine ilişkin bir tartışma yapılıyor değil. Cumhuriyet Halk Partisi'nin yetkili organlarına ve kurullarına intikal etmiş herhangi bir tartışma yok. Dolayısıyla bu tartışmayı erken buluyoruz biz. Önümüzde daha süreç var, bu süreçte zamanı geldiğinde çeşitli değerlendirmeler yapacağız.

Diğer sorunuza gelecek olursak: Şimdi mahkeme kararı kesinleştiğinde tabii ki yok hükmünde sayılmış oluyor Özgür Özel ve o dönemin yönetimi. Dolayısıyla tabii bu da Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa karşılaştığımız bir durum. Bu durum karşısında bu aradaki dönemde yapılan bütün iş ve eylemler yok sayılacaktır. Yani internet sayfası, buradaki düzenlemeler, buradaki çalışmalar, partinin materyalleri, materyallerle ilgili düzenlemeler... Buraların yok sayılacağını, yok sayılacaktır yani bu süreçte.

Teşekkür ederim.


Benzer Haberler